3-İÇME SUYU ARITMA TESİSLERİ BİRİMİ

    Süloğlu barajından  cazibe ile tesisimize ulaşan ham su laboratuarımızda fiziksel ve kimyasal analizi yapılarak TS 266’ya göre sağlık ve kalite açısından içmeye uygun bir hale  getirilerek şebekeye verilmektedir. Tesisimizin maksimum kapasitesi 1250 metreküp/saat ( 350lt/sn) tir. Edirne’nin su ihtiyacının %70’ı   tesisimizden geri kalan % 30’u ise Paşaçayırı Su Kuyularından karşılanmaktadır.

    Tesisimizde 1 idari ve teknik sorumlu, 1 biyolog,  1 elektrik teknikeri  1 makine teknisyeni 1 kimya teknikeri 5 işçi 5 özel güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 15 kişi bulunup ,tesis 24 saat hizmette bulunmasından dolayı vardiyalı olarak çalışılmaktadır.

    İçme suyunun sağlıklı bir şekilde şehre verilebilmesi için tesisimizde kireç sütü,sülfirik asit,Alüminyum sülfat, klor dozlamaları yapılmakta ve tesis labaratuarımızda gerekli analiz ve ölçümler yapılıp çıkan değerler kayıt altına alınmaktadır.

    Tesisimizde 2008 yılında içinde kullanılan kimyasal maddelerin alımı için ihaleleri yapılmış ,alınan kimyasal maddeler tesisimizde depolanmıştır.

    Tesisimizde belirtilen zaman içinde sülfirik asit ve kireç sütü dozlamasına ihtiyaç duyulmamış, bu ünitelerin periyodik bakımları yapılmıştır. Ayrıca belli periyotlarda  bulanıklığın yükselmesi sebebiyle Alüminyum sülfat kimyasal madde dozlama ünitesinde hazırlanarak  ,pompalar vasıtası ile hızlı karıştırma ünitesine pompalanıp suyun bulanıklığı giderilmektedir.

    Şehre verilen içme suyunun sürekli kontrol edilip analizlerin yapıldığı tesis laboratuarı bu dönemler içerisinde modernize edilmiş, su analizlerinin daha hızlı ve daha sağlıklı olabilmesi için laboratuara 4 adet yeni dijital ölçüm cihazları alınmıştır.

    Arıtılmış su kalitesi, tesis laboratuarımızda Dünya sağlık teşkilatı(WHO) ve TS266 şartlarına uygun olarak yapılmaktadır.

 

SÜLOĞLU BARAJINDAN İÇME SUYU ARITMA TESİSİNE ALINAN VE ŞEBEKEYE VERİLEN İÇME VE KULLANMA SUYUNUN
FİZİKSEL VE KİMYASAL ÖZELLİKLERİ

    Akarsuların ve göllerin fiziksel ve kimyasal özellikleri mevsimlere göre büyük değişim gösterir. Yüzey suları, çevresel atıklar sonucu daha kolay kirlenir. Yüzey sularının çevresel etkilerle değişen ve genellikle değişmeyen özellikleri vardır. Yüzey sularının genellikle değişmeyen özellikleri yüzey suyu olmasından ve yüzey suyunun zemindeki toprağın değişmeyen özelliklerinden kaynaklanır. Zeminin özellikleri suya yansır ve zemin değişmediğinden suyun bu özelliklere dayalı parametrelerinde de bir değişim olmaz. Eğer zeminden kaynaklanan bir kirletici söz konusu ise kirleticinin varlığı süreklilik kazanacaktır. Eğer zeminden kaynaklanan bir kirletici yoksa zamanla zeminden kaynaklanan bir kirlilik söz konusu olmayacaktır. Örneğin çözünmüş oksijen doygun haldedir ve yüzey suyu olma özelliğinden dolayı genellikle bu doygunluk değişmez. Nitrat genellikle çok azdır, silikat genellikle az miktarda bulunur, demir ve mangan göllerin dibi hariç genellikle yoktur.

    Süloğlu barajı ; zemin özellikleri bakımından içme suyu kaynağı olmaya elverişli olduğu, zeminden kaynaklanan; kurşun, siyanür, alüminyum gibi kirleticilerin varlığına rastlanmadığı çevresi ve baraja suyu taşıyan dereler hakkında yapılan coğrafik araştırmada, baraja su kaynağı olabilecek hiçbir kaynak ve derenin herhangi bir yerleşim merkezinden geçmediği, dolayısı ile çevresel kirleticilere maruz kalma ihtimalinin minimum düzeyde olduğu saptanmıştır. Barajın doğal ve çevresel kirlilik yönünden oldukça avantajlı durumundan dolayı içme suyu kaynağı olarak tercih edilmiştir.

    Süloğlu baraj suyunun süloğlu barajı için genellikle değişmeyen özelliklerinden bazıları şöyledir:

    Toplam siyanür      :      0.0

    Toplam Krom         :      0.0

    Toplam Kadmiyum  :      0.0

    Toplam fosfor : 0.1 mg/lt den az. Müsaade edilebilir maksimum değeri 0.65 mg/lt dir. Çevresel atıklar sonucu artar.
   Yüzey sularının biyolojik özelliklerini olumsuz etkiler, biyolojik kirliliği arttırır. Baraj suyunda ölçülen miktarı 0.1 mg/lt ile çevresel atık karışmadığının işaretidir.

    Toplam kurşun : 0.004 mg/lt müsaade edilebilir maksimum değeri 0.05 mg/ltd dir.

 

    Bunlar genellikle zehirli maddelerdir. Ölçülen değerler zehirli madde bulunmadığı veya çok az zararsız miktarda bulunduğunu ve ancak çevresel atıklarla artabileceğinden çevresel atıkların karışmadığını işaret eder. Analizleri gerekli görüldüğünde İl Çevre Müdürlüğü ve D.S.İ tarafından belirli periyotlarla yapılarak kontrolü sağlanır. Suyun bu ve bunun gibi değişmeyen doğal özellikleri ancak çevre kirliliği ile değişebilir. Süloğlu barajında riskin minimum olduğu tespit edilmiştir.

    Suyun doğal veya çevresel şartlarla doğal veya çevresel yavaş veya ani değişebilen fiziksel ve kimyasal özellikleri  değişik periyotlarla yaptığımız analizlerle bu özelliklerdeki değişiklikler sürekli takip edilir. Elde ettiğimiz sonuçlar değerlendirilerek gerekli kimyasal veya fiziksel müdahaleler tesis şartlarında yapılmaya çalışılarak kontrol altına alınır.

 

FİZİKSEL ÖZELİKLER

    GÖRÜNÜŞ : Sudan alınan numunede tortu olup olmadığıdır. Tortusuz, az tortulu veya tortulu şeklinde belirlenir. Suyun diğer fiziksel özellikleri hakkında ön fikir verir. Barajdan tesise gelen suda bulanıklığın artması ile birlikte tortu görülmeye başlar. Bulanıklığı giderici yöntemler tortuyu da giderir Tesisten şebekeye verilen suda bu güne kadar tortu oluşmamıştır.

    RENK : Su, saf halde renksizdir. Suda çözünen ve kolleidal olarak asılı organik maddeler suyu sarı-kahverengi renkleridir. Demir mangan ve krom gibi bazı metal bileşiklerin suda bulunması suya renk verir. Sudaki planktonyosun otların parçalanması  sonucu da su renkli hale gelir. Bulanıklık hakiki rengin daha fazla gözlenmesine neden olur. Bulanıklık gidericiler metal kökenli rengin giderilmesinde uygulanabilir. Ayrıca suyun klorlanıp havalandırılmasına da önem verilmelidir. Klor renk oluşturan maddeleri parçalar ve yükseltger, havalandırma ile de oksitlenme yapılır ve kısmen sudan uzaklaştırılır. Bu yöntem daha çok organik kökenli rengin giderilmesinde uygulanır. İçme ve kullanma sularında rengin hiç olmaması tercih edilir. Sağlığa direk zararlı değildir. Maksimum müsaade edilen değeri (pt-cu birim) 20 birimdir. Süloğlu baraj suyunda renk genellikle sonbaharda yağmur ile birlikte su seviyesinin yükselmesi ile parçalanan otlardan ve diğer organik koloidal maddelerden kaynaklanır yani; organik kökenlidir.Bu güne kadar 25 birimin üzerine çıkmamıştır. Sadece sonbahar da 25 birime yaklaşan hakiki renk klorlama ve havalandırma ile tesis şartlarında giderilmeye çalışılmıştır. Sonbahar haricinde diğer aylarda şebekeye verdiğimiz suyun rengi genelde 1 veya 3 birimdir. Kış aylarında bulanıklık giderme işlemi ile renkte giderilir. Bulanıklık giderme işlemi yapılmadığı zamanlar ender olarak barajdan gelen suda renk 25 birime yaklaştığında klorlama ve havalandırmaya rağmen şebekeye verdiğimiz suda 10-15 birim olmuştur. Rengin bu değeri uzun sürmez kısa süre sonra düşer. Şebekeye verdiğimiz suda renk tesis şartlarında müsaade edilebilir maksimum değer 20 birimin altında tutulabilmiştir.

    BULANIKLIK : Su içinde çözünmemiş süspansiyon ve koloidal halde bulunan küçük çaplı katı taneciklerden oluşan organik ve inorganik maddeler bulanıklığı oluştururlar. Süzülerek ayrılabilen süspansiyon ve süzülemeyen koloidal olarak iki kısımdır. Güneş ışınlarını engellediği için su altı bitki ve organizmaların yaşamasını güçleştirir. Sudaki bulanıklık su içinden geçirilen ışığın azalma miktarını ölçerek belirlenir. Azalma miktarı bulanıklık derecesidir. Su kalitesi ve görünüm açısından istenmeyen bir özelliktir. Bütün kullanım alanlarında suyun berrak olması istenir. İçme ve kullanma sularında 5 birimden fazla bulanıklık istenmez müsaade edilebilen maksimum değer 25 NTU birimdir. Üst değerler içme ve kullanma sularında sakıncalar oluşturur.

    Yüzey sularında yaz aylarında yağmurların azalması ile bulanıklık 1 NTU civarında hatta altında seyreder. Sonbahar ilkbahar yağmurları ile birlikte oldukça yükselir. Barajdan tesise gelen kış aylarında mevsim yağışı az geçerse; 5 NTU birimin üzerine çıkmamasına rağmen yağışlı geçerse 25 NTU birimin üzerine çıkar. 25 NTU üzerinde uzun süre devam etmez. 10-25 NTU değerlere düşerek bu değerlerde seyreder. Yağışların kesilmesi ile birlikte 5 NTU birimin altına iner.

    Koagülasyon, sedimentasyon (pıhtılaştırma, çöktürme) ve filtrasyon işlemleri ile su içindeki bulanıklık büyük ölçüde giderilebilir. Tesise gelen suyun bulanıklığı 10 NTU ya yaklaşana kadar pıhtılaştırma ve çöktürme işlemi uygulanmaz. Filtrasyon ile bulanıklık süzüle bilir. Bu amaçla kum filtreleri kullanılır. Kum filtreleri yavaş çalışan açık filtreler veya kapalı fakat çabuk süzen filtrelerdir. Yavaş filtreler koagülasyon ve sedimentasyon yapılması gerekmeyen yani bulanıklığı 20 NTU nun üzerine çıkmayan sulara uygulanır. 20 NTU üzerine çıkan sularda filtrasyon hızlı filtrasyon şeklindedir. Bulanıklık 10 NTU ya yaklaşınca  pıhtılaştırma ve çöktürmeden sonra hızlı filtrasyondan geçirilerek suyun bulanıklığı giderilir. Pıhtılaştırma çökelme havuzlarında askıda katı maddelerin çöktürülmesi için suya bir pıhtılaştırıcı katılmasıdır. Bizim kulladığımız pıhtılaştırıcı  Alüminyum sülfattır. Alüminyum sülfatın bulanıklığı oluşturan maddeleri çökelmesi için pıhtılaştırıcı etkisi  vardır. Pıhtılaşan tanecikler büyür, büyüme ile taneciklerin ağırlığı artacağından hızla havuzun dibine çökerler. Çökme işlemine sedimentasyon denir. Havuzun üst kısmında katı taneciklerden arınmış oldukça duru su süzme ünitesi olan hızlı kum filtrelerine aktarılır. İşleme rağmen çökmeyen tanecikler hızlı kum filtrelerinde kalır, su tamamen duru olarak şebekeye verilir. Filtrelere takılan maddeler  geçiş yönüne ters basınçlı hava ve su verilmesi ile atılarak temizlenir. Havuzların dibindeki çökelmiş çamur pompalarla atılır. Pıhtılaştırıcı miktarı testlerle belirlenir verilmesi en uygun doz saptanır.

    Bulanıklığın ani yükselmesi, çeşitli mekanik aksaklıklar sonucu pıhtılaştırma ve çöktürme işleminde meydana gelen aksamalara rağmen bugüne kadar şebekeye nadiren 10 NTU' nun üzerinde su  verdiğimiz olmuşsa da şebekeye verdiğimiz suyun bulanıklığı genellikle 8 NTU nun üzerine çıkmamıştır. Çoğunlukla 5 NTU nun altındadır. Çok nadir 10 NTU civarında veya üzerinde su şebekeye verilmişse de bu değerler dahi müsaade edilebilen maksimum değer 25 NTU nun altında olduğundan sakıncalı bir durum meydana getirecek bulanıklık hiç oluşturulmamış, arzu edilen kalite ve görünüm tesis şartlarında sağlanmıştır.

    KOKU VE TAT : Su içinde çözünmüş halde bulunan gazlar, inorganik ve organik maddelerden kaynaklanır. Suyun kendine özgü bir tadı olması ve içiminde hoş bir lezzet vermesi istenir. Doğal sular genellikle kokusuzdur. Daha çok sülfürler, bitkisel ve hayvansal atıklar, petrol atıkları ve serbest klor koku oluşturur. ,koku ve tadtaki olumsuzluk koku ve tadın kaynağını işaret eder. Kükürtlü sular çürük yumurta kokusu verir. Sular taşıdıkları minerallerin tadını içerir. Serbest klorun kendine özgü bir kokusu ve tadı vardır.

    Barajdan tesise gelen suda daha çok organik kökenli kokular doğal olarak çok az da olsa mevcuttur. Bu durum havalandırma, klorlama ile ortadan kaldırılır. Şebekeye verilen suda uç noktalarda minimum da olsa bakiye klorun varlığı istendiğinden tesiste şebekeye verilen suda sağlığa zarar vermeyecek düzeyde biraz yüksek bakiye oluşacak şekilde klorlama yapılır. Şebekeye verildiğinde suda var olan bakiye klor ve klorlu organik bileşikleri olumsuz bir koku oluştura bilir, zaman zaman oluşturmaktadır. Klor yerine başka oksitleyiciler kullanıla bilir, bu seferde oksitleme verimi düşmektedir. Sağlıklı içme suyu oluşturmak için istenmemekle birlikte zaman zaman oluşan klor ve klorlu organik bileşiklerin oluşturduğu kokudan kaçınılamamaktadır.

    ELEKTRİĞİ GEÇİRGENLİK : Bir çözeltinin elektrik akımını geçirmeye karşı gösterdiği direnç, akımı geçirme kabiliyetidir. Suyun elektriksel iletkenliği su içinde çözünmüş iyonların cinsi ve konsantrasyonuna bağlıdır. Anorganik asitler, bazlar ve tuzlar iyi iletkendir; iletkenliği arttırır. Organik bileşikler sulu çözeltide akımı çok zayıf geçirir. İletkenlik 1cm karelik kesitten 1 w/cm potansiyel farkı altında geçen akım miktarıdır, (Mmho/cm) ölçülen elektriği geçirgenlik suda çözünmüş olan madde ve miktarı ile ilgilidir. Su analiz sonuçlarının düzeltilmesinde önemlidir. Elektriği  geçirgenlik değerinin yüzde biri yaklaşık olarak toplam anyon ve katyon miktarını verir, sıcaklığın artmasına bağlı olarak elektriği geçirgenlik değeri de artar. 25 C lik sıcaklıkta önerilen değer içme suları için 2000 mikrohom/cm dir. Tesise barajdan aldığımız ve şebekeye verdiğimiz su da bu güne kadar 450-650 mikrohom/cm arasında değerler tesbit edilmiştir. Barajdan gelen ve şebekeye verilen suyun elektriği geçirgenlik değerleri dolayısı ile suda çözünmüş madde ve miktarları anyonlar ve katyonlar tavsiye edilen sınırlarda bulunmaktadır. Sudaki madde ve miktarlarını ifade eden diğer bir değer ise buharlaştırma kalıntısıdır ki elektriği geçirgenliğin %75 i şeklinde değerlendirilir ve dolayısı ile buharlaştırma kalıntısıda tavsiye edilen sınırlardadır.

 

KİMYASAL ÖZELLİKLER

    PH : Su içinde bulunan hidrojen iyonları konsantrasyonun eksi logaritmalarıdır. Hidrojen iyonu konsantrasyonu arttıkça PH değeri düşer. Doğal suların PH değeri içerdikleri maddelere göre değişir. PH değerini belirleyen en önemli etken su içindeki çözünmüş bulunan karbondioksit ve bikarbonat iyonlarının konsantrasyonlarıdır. Doğal suların PH değeri 4 ile 9 arasında değişir. İçme ve kullanma sularında 6,5 ile 9.2 dir.

    Barajdan Tesise gelen suda PH genellikle 7 ile 8 arasında dağılım gösterir. Kış aylarında PH düşük, yaz aylarında yüksek seyreder. Ender olarak yaz aylarında 8.3'e kadar çıktığı yine ender olarak kış aylarında 6.5'e yaklaştığı gözlenmiştir. 9.2'nin üzerine çıkması halinde suya sülfirik asit verilerek PH'ın düşürülmesi sağlanabilir. Bu güne kadar böyle bir durum gerçekleşmemiştir. Suyun PH'ı 6.5 altı değerlere ulaşırsa bu durumda da suya kireç kaymağı verilerek PH'nın  yükseltilmesi rahatlıkla sağlanabilir. Geçmiş yıllarda bir kez PH 6.5 altı değer bulanıklığın giderilmesi için yapılan aliminyum sülfat

    ALKALİNİTE : Suyun proton alabilme kapasitesidir. Su içinde bulunan başta karbonat ve bikarbonat iyonları olmak üzere PH değerinin 4.3 'den daha yukarı olmasına neden olan bileşenlerin toplamı olarak tanımlanır. Suyun hidrojen iyonları ile verdiği reaksiyonun ölçüsüdür. Suyun alkalinitesi esas olarak bikarbonat, karbonat, hidroksit konsantrasyonlarının toplamından oluşur. Bu iyonların konsantrasyonları da sıçaklık ,PH, çözünmüş diğrr kat maddelerinin miktarına bağlıdır. Amonyak, borat, silikat, fosfat gibi asit kökleri, organik anyonlar suyun alkalinitesine etki yapmakla birlikte doğal sularda çok az bulunduklarından ihmal edilirler.

    Alkalinitenin PH ile yakın ilişkisi vardır. İçme suyu PH aralığında hidroksit, karbonat ve bikarbonat alkalinitesinden söz edilir. Karbonat ve bikarbonat arasındaki denge doğrudan PH değerine bağlıdır. PH 8.3'ten az ise suda karbonat ve hidroksil iyonları bulunmaz. Şebekeye verdiğimizsuda 8.3'ten yüksek PH durumu gerçekleşmediğinden karbonat ve hidroksit alkalinitesi yoktur. PH 8.3'ten düşük olunca fenol ftalein indikatörü ile ölçülen fenol ftalein alkalinitesi sıfırdır, var olan alkalinite değeri metil oranj indikatörü ile ölçülen alkalinite değeridir. Toplam alkaliniteyi ve bikarbonat konsantrasyonu verir PH 8.3 ten yüksek olursa toplam alkaliniteye fenol ftalein alkalinitesi değeri ilave edilir   karbonat ve bikarbonat konsantrasyonlarını verir. Barajdan gelen suda PH 8.3'ü geçmediğinden fenol ftalein alkalinitesi sıfırdır. Toplam alkalinite metil oranj indikatörü ile ölçülen alkalinitedir, dolayısı ile karbonat konsantrasyonu sıfırdır. Bu güne kadar sadece bikarbonat konsantrasyonu söz konusu olmuştur.

    İçme sularında alkalinite için bir sınır verilmemiştir. Bu sınır PH tarafından karşılanır. İçme sularında 400 mg/lt değerine kadar alkalinitenin  hiçbir zararı yoktur. Yüksek alkalinite lezzet bakımından sakıncalıdır. Alkalinite ile bağlantılı olarak bikarbonat değeri için de durum aynıdır. Barajdan gelen suda genellikle alkalinite değeri  110-120 mg/lt olmakla birlikte 70-150 mg/lt arasında değişmektedir. Alkalinite ile bağlantılı olarak bikarbonat konsantrasyonu da 90 ile 180 mg/lt arasında değişmektedir. Bu değerler barajdan gelen suyun içim ve lezzetinin arzu edilen düzeyde olduğunun işaretidir.

    KALSİYUM VE MAĞNEZYUM : Kalsiyum yer kabuğunda çok fazla bulunan elementlerdendir. Suya sertlik veren en önemli iyondur. Kalsiyumlu sularda karbonat ve sülfat ile çökerek kabuk meydana getirir. Suya kalsiyum iyonu  topraktaki alçı ve kalkerin yağmur suları ile çözünmesi yolu ile geçer. Tatlı sularda kalsiyum ve sodyum iyonlarından sonra en çok  magnezyum a rastlanır. Magnezyum miktarı fazla olan sular acıdır. Magnezyumlu sular ishal gibi geçiçi bağırsak rahatsızlıklarına yol açar. Uygun miktarda magnezyum sülfat içeren sular içme suyu olarak bazı metabolizma hastalıklarının önlenmesi amacıyla kullanılır.

    Su sertliği suda kalsiyum ve magnezyum miktarını tarif etmek için kullanılır. Su içinde bulunan kalsiyum ve magnezyum iyonlarının kalsiyum karbonat olarak eşdeğeri toplamı sertlik olarak tanımlanır. Sudaki sertliği oluşturan en önemli bileşen kalsiyumdur.Doğal suların sertliğinin üçte biri magnezyum iyonlarından ileri gelir. Deniz suyunda yaklaşık olarak kalsiyumun 5 katı magnezyum bulunur. Doğal sularda magnezyum 10-50 mg / lt olarak bulunur. 50 mg/lt den fazlası arzu edilmez 150 mg/lt müsaade edilen maksimum değerdir. Arzu edilen kalsiyum değeri 75 mg/lt den az olmalıdır. Müsaade edilebilen maksimum değer 200 mg/ltd ir. Barajdan gelen suda kalsiyum 30-50 mg/ lt arasında değer içerir, genelde 40 mg/lt civarındadır. Magnezyum ise 7-18 mg/lt arasında değerlerde olmakla birlikte genelde 10-20 mg7lt civarındadır.

    Kalsiyum ve magnezyumu gidermek için en ekonomik yöntem kimyasal çöktürme işlemidir. Kalsiyum ve magnezyum iyonlarının suda çözünmeyen bileşikler haline dönüştürülerek çökelmesini sağlamak şeklindedir. Kalsiyum ve magnezyum miktarları barajdan gelen suda arzu edilen değerlerde olduğundan gidermek için herhangi bir işlem uygulanmadan su şebekeye verilir.

    SERTLİK: Suyun sertliği, suyun sabunu çökeltme kapasitesidir. Sabun suda her zaman bulunan kalsiyum ve magnezyum iyonları tarafından çökeltilir. Demir Alüminyum ve Mangan gibi metaller ve hidrojen iyonları tarafından da meydana getirilir, bulundukları konsantrasyonlar doğal sularda önem taşımaz. Sertliğin giderilmesi kalsiyum ve magnezyum iyonlarının sudan ayrılması ve konsantrasyonlarının azaltmasını amaçlayan bir işlemdir.

    Doğal sularda yaygın olarak bulunan bikarbonat, sülfat, klörür gibi anyonlar ile oluşan kalsiyum ve magnezyum tuzlarının çözünürlükleri çok fazladır. Su sertliği daha çok bu tuzlardan ileri gelir. Kalsiyum, magnezyum ve bikarbonatların oluşturduğu sertliğe karbonat sertliği denir. Kalsiyum bikarbonat ısıtılınca karbonat olarak çökeldiğinden karbonat sertliğine geçici sertlik denir. Kalsiyum ve magnezyumun bikarbonat dışındaki bileşikleri sülfat ve klörür gibi tuzlardan oluşur ve karbonat olmayan sertliği meydana getirir, buna kalıcı sertlik denir, ikisinin toplamı toplam sertliği verir.

    Toplam sertlik, sertlik analizi ile bulunur. Doğal sularda normal PH da alkalinite, bikarbonattan oluşur. Geçici sertlik alkalinitenin onda biridir. Toplam sertlik, geçici sertlik farkı kalıcı sertliği verir, negatif olmaz yok sayılır. Pratikte sular sertlik derecelerine göre sınıflandırılarak kaliteleri hakkında  yaklaşık bir fikir edinilir. Bu sınıflandırma keyfi olarak yapılmıştır. Genelde 7-8 Fransız sertliği  ( 1 F = 10 mg CaCo3/lt ) yumuşak sudur. 15 F  kadar orta sertlik, 30 F kadar sert, 30 F den büyük sular çok serttir. 15 F' yi geçmesi istenmez müsaade edilebilen maksimum değer 50 F' dir.

    Baraj suyunun sertliği 10-18 Fransız sertliği(F) arasında dağılım gösterir. Genelde 13-15 Fransız sertliği civarındadır. Bu güne kadar bu değerlerin dışı değerler raslanmamıştır. Bu ihtibarla baraj suyu sertliği arzu edilen değerlerdedir. Sertlik giderme işlemi sertliği meydana getiren kalsiyum ve magnezyumu giderme işlemidir. Kalsiyum ve magnezyumun iyonlarının suda çözünmeyen bileşikler halinde çöktürülmesi şeklindedir. Tesiste sertlik giderme işlemine gerek yoktur. Şebekeye de su bu sertlik değerlerinde verilmektedir. Geçici sertlik ise alkaliniteye bağlı olarak, alkalinitenin 70 ile 150 mg/lt arasında değerlerde olmasına bağlı olarak 7-15 F arasında değerlerde yer alır. Genellikle 11-12 F dir. Kalıcı sertlikte yine sertlik ve alkaliniteden kaynaklanan geçici sertliğe bağlı olarak 4-8 F arasında, genellikle 5-6 F civarındadır. Tüm bu sertlik değerleri şebekeye verdiğimiz suyun sertliğinin arzu edilen sertlik sınırlarında olduğunu gösterir.

    KLORÜR: Yeryüzünde en çok rastlanan anyondur.  Başta deniz suları olmak üzere bütün sular klorür içerir. Tüm klorür tuzları suda çok kolay çözünür. Bunun sonucu olarak yüzeysel sulara klorür karışır. Sağlık açısından herhangi bir sakınca oluşturmaz. Suyun kimyasal bileşimine bağlı olarak çeşitli konsantrasyonlarda klorür tuzlu ve lezzet meydana getirir. Fazla klorür bulunan suda kalsiyum ve magnezyum iyonları hakimse tuzlu tat duyulmayabilir.

    Sularda 1 mg/lt den birkaç bin mg/lt ye kadar klorür iyonlarına rastlanır. Doğal tatlı sular içinde 10-100 mg/lt arasında klorür bulunur. Deniz suyunda bu değer 16 gr/lt ye kadar artar. İçme sularında 25-30 mg/lt klorür normaldir, müsaade edilebilen maksimum değer 600 mg/lt dir. Barajdan gelen ve şebekeye verilen suda klorür miktarı 20-50 mg/lt arasındadır. Genelde 35 mg/lt civarındadır. Suda bulunan klorür ancak anyon değiştirici reçineler ile uzaklaştırılır. Damıtma ve ters osmos ile de giderilebilir. Barajdan gelen suyun klorürü arzu edilen değerlerde olduğundan giderme işlemi yapılmadan su şebekeye verilir.

    SÜLFAT : Su içinde bikarbonat ve klorürden sonra en çok bulunan iyondur. Suya sülfat topraktan geçer. Toprakta sülfür minerallerinin oksidasyonu ile kükürtlü bileşikler kalsiyum sülfat   haline dönüşür. Sülfat tabiatta çok yaygın olup sularda birkaç bin mg/lt ye kadar değişen konsantrastonlarda bulunur. Doğal sularda yaklaşık 5-200 mg/lt sülfat bulunur. İçme sularında 25 mg /lt        arzu edilen  miktardır. İçme ve kullanma sularında 250 mg/lt sınır değer verilmiştir. Bu değerden daha yüksek olması halinde müshil etkisi yapar. Barajdan aldığımız sudan sülfat 30-70 mg/lt arasında dağılım gösterirken genelde 45 mg/lt civarında değeri ile arzu edilen sınırlardadır. Sülfat gidermek için herhangi bir işlem uygulanmadan su şebekeye verilir.

    BAKİYE KLOR :  Doğal sularda serbest klor bulunmaz. Sularda bulunan klor dezenfeksiyon amacı ile suya katılan klorun bakiyesi olarak ortaya çıkar. Klor suda kolay çözünen bir gazdır. Aktif bir yükseltgen olan klor suda bulunan organik ve inorganik maddeler ile reaksiyona girer. Mikroorganizmalar üzerine yapmış olduğu öldürücü etki nedeni ile dezenfektan olarak kullanılır. Suda az miktarda bulunan klor sağlık için zararlı değildir, ancak suyun tadını ve kokusunu bozucu etkisi vardır. Suda serbest ve bağlı klor halinde bulunur. Suyun pH değerini biraz düşürür ve alkaliliği azaltır. Serbest klor hidroklorik asit ve hipoklorit şeklindedir. Bağlı klor kloramin türevleri  oluşturur, aromatik  ve organik bileşikleri oksitleyerek parçalar, inorganik maddeler için gerekli klor ihtiyacı kullanıldıktan sonra kalan klor miktarına bakiye klor denir.

    Bakterisiz emniyetli bir su elde etmek için suda bulundurulması gereken bakiye klor miktarı klorun serbest veya bileşik oluşuna suyun cinsine, sıcaklığına ve arıtma koşullarına bağlı olarak değişir. İçme ve kullanma sularında sınır değer 0,5 mg/lt olarak belirlenmiştir. Bu sınır şebekede uç noktalarda 0,5 mg/lt ye yaklaşmak olarak yorumlanır. Şebekeye verilen suda 0,5 mg/lt bakiye klor oluşturacak tesis çıkışı bakiye klor miktarı 1 mg/lt olarak tespit edilmiştir. Tesisten şebekeye verdiğimiz suda 0,8-1,0 mg/lt arasında bakiye klor mevcut olacak şekilde klorlama yapmaya çalışmaktadır. Klorlama cihazlarında ani arızalar olduğunda 0,8 mg/lt nin altı sözkonusu olmakla birlikte 0,8 -1,0 mg/lt lik bakiye klor değeri tesis şartlarında çoğunlukla sağlanmaktadır.

    ORGANİK MADDELER : Su içinde çözünmüş olarak çeşitli organik bileşikler bulunabilir, bunlar suya sarı ve kahverengi bir renk verirler. Kimyasal analiz yoluyla bunların ayrı ayrı belirlenmesi mümkün olmaz. Su içinde çözünmüş olarak organik maddelerin tümü toplam organik madde olarak saptanır. Analiz esnasında harcanan oksijen miktarı olarak tarif edilir. KMnO4  cinsinden 3,5 mg/lt den fazlası istenmez , müsaade edilebilen maksimum değer 5 mg/lt den fazla değerler sözkonusu olduğunda organik kirlenmelerden şüphelenilir. Suda organik kirlenme olup olmadığı araştırılır. Kirliliğin kaynağı çevresel atıklar olduğu gibi, doğal da olabilir. Toplam koliform artışı organik maddeyi artırır. Organik madde ve benzer etkenler araştırılır.

    Barajdan aldığımız suda organik madde miktarı 2,8-4 mg/lt arasında değerlerdedir. Yer altı sularında organik madde 1 mg/lt civarında olmakla birlikte yüzey sularında yüksektir. Süleoğlu barajında 4 mg/lt ye yaklaşan değerler barajdakisu miktarının yaz aylarında düşüp kış aylarında artması sonucu bitkisel kökenli çürümelerden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Kış aylarında 3,5-4 mg/lt ye yaklaşmasına karşılık yaz aylarında 2,8 mg/lt ye kadar düşen organik madde miktarının giderilmesi rengin giderilmesi işlemi ile aynıdır. Klorlama ve havalandırma organik maddeyi kısmen düşürür. Baraj suyunda 2,8 ile 4 mg/lt arasında değişen organik madde tesis şartlarında 2,3-3,5 mg/lt arasında değerlere düşürülebilmektedir. Kış aylarında 3,5 mg/lt ye kadar artmasına rağmen bu değer dahi müsaade edilebilir maksimum değeri 5 mg/lt nin altındadır. Arzu edilen 3.5 mg/ltnin altı sağlanmaktadır. Bugüne kadar şebekeye verdiğimiz suyun organik maddesi 3.5 mg/lt yi geçmemiştir.

    AMONYUM:  Amonyum suya azotlu organik bileşiklerin bozunması yoluyla girer. Mikrobiyolojik aktivite sonucu meydana gelir. Mikrobiyolojik kirlenmenin kimyasal belirtisidir. Ev atık sularında yaklaşık 10-20 mg/lt amonyum ve organik amin bileşikleri bulunur. Azotlu organik bileşikler suda parçalanarak amonyak oluşturur. Amonyak su içinde çözününce su ile amonyum hidroksit oluşturur. Çözelti içinde bulunan toplam amonyak miktarı sıcaklığa ve çözelti ph değerine bağlı olarak ta değişir. Yüksek ph  değerlerinde amonyağın toksit etkisi fazlalaşır. Doğal sularda amonyak amonyum halinde bulunur. Amonyum suya azotlu organik bileşiklerin bozulması yoluyla girer. Mikrobiyolojik aktivite sonucu meydana gelir. Mikrobiyolojik kirlenmenin kimyasal belirtisidir. Ev atık sularında yaklaşık 10-20 mg/lt amonyum ve organik amin bileşikleri bulunur. Azotlu organik bileşikler suda parçalanarak amonyak oluşturur. Amonyak su içinde çözününce su ile amonyum hidroksit oluşturur. Çözelti içinde bulunan toplam amonyak miktarı sıcaklığa ve çözelti PH değerine bağlı olarak ta değişir. Yüksek PH değerinde amonyağın toksit etkisi fazlalaşır. Doğal sularda amonyak amonyum halinde bulunur. Yüzeysel sularda genellikle 0.1-1 mg/lt arasında amonyak azotu bulunur. Topraktaki bakteriler ile amonyak azotu  nitrata dönüştürüldüğünden yer altı sularında çok azdır. İçme ve kullanma sularında amonyum 0.05 mg/lt den fazla olması istenmez. Müsaade edilebilir maksimum değeri 0.5 mg/lt dir. Suda amonyum klorlama ile tamamen giderilebilir. Amonyum klor ile klor aminleri oluşturur, klor aminler dezenfektan etkilidir, böylece amonyağın zararlı etkisi ortadan kalktığı gibi oluşan klor aminlerle suda dezenfektan etkisi sağlanır.

    Yüzey sularında mikrobiyolojik kirliliğin ve ev atıklarının oluşturduğu kirliliğin işareti olması itibarı ile önemlidir. Süloğlu baraj suyunda bu güne kadar 0.05mg/lt üzerinde amonyuma rastlanmadığından böyle bir kirliliğin söz konusu olmadığını gösterir. Klorlama ile giderilebildiğinden bu güne kadar şebekeye amonyum içeren su verilmemiştir.

    NİTRİT : Su içinde azot genellikle amonyum, nitrit ve nitrat halinde bulunur. Amino guruplar toprak içinde ve suda daha çok çürüyen bitkisel proteinlerden kaynaklanır. Amonyum iyonu  su ve toprakta bulunan mikro organizmaların etkisi ile nitrit ve nitrata dönüşür, bazı bakteriler de nitrit ve nitratı moleküller azota dönüştürür. Sudaki nitrit amonyağın yükseltgenmesi veya nitratın indirgenmesi ile meydana gelir. Proteinli bazı organik maddelerin biyolojik bozulmasından da nitrit meydana gelir, toksit etkilidir, kanda oksijen taşınımını engeller.

    Nitrit oksijen bulunan ortamda kararlı olmayıp nitrata yükseltgenir. Doğal sularda nitrit kısa sürede nitrata dönüşür. İçme ve kullanma sularında 0.1mg/lt den fazla nitrit bulunması istenmez, müsaade edilebilir maksimum değer de 0.1 mg/lt dir. Nitritte amonyum gibi klorlama ile kloramin bileşiklerine dönüşür. Klorlama ile sudan giderilir. Suda nitrit varlığı biyolojik kirliliğin işaretidir. Süleoğlu barajında bugüne kadar böyle bir kirliliğe rastlanmamıştır. Ender olarak varlığı saptanan nitrit bitki çürümelerinden kaynaklanır. Baraj suyunda zaman zaman  bitki çürümelerinden kaynaklanan nitrit varlığı söz konusu olsa bile tesiste klorlama yapılarak nitrit giderilebilir, su şebekeye nitritsiz olarak verilir.

    NİTRAT: Azot devrindeki azotun en yüksek yükseltgenme basamağıdır. Bitkiler havadaki azotu alarak kökleri ile toprağa nitrat verirler. Hayvan ve bitki artıklarının parçalanması ile de oluşurlar. Biyolojik kökenli oluşumların yanında en önemli nitrat kaynaklarından biri de atmosferik azotun şimşek çakması sonuçu havadaki oksijenle birleşerek azot oksidi haline dönüşmesinden kaynakların. Oluşan azot oksitler nitrik aside dönüşerek yağmur suları ile toprağa karışır, bu yüzden yüzey sularında ve sığ kuyularda nitrata çok rastlanır. Tarımda kullanılan gübre artıkları da drenaj yoluyla doğal sulara karışır.

    Nitratlı gübreler atık sular doğal sular da önemli ölçüde nitratı yükseltirler. Tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu alanlardaki doğal su kaynaklarında nitrat düzeyinde artış görülmektedir. Yüzey yada yer altı sularında 10 mg/lt ye kadar nitrat doğaldır. İçme ve kullanma sularında nitratın olmaması istenir. 20 mg/lt ye kadar normaldir, maksimum 50 mg/lt dir. Nitrat klorlama ile giderilemez. En yüksek yükseltgenme basamağında olduğundan yükseltgenemez. Nitrat oranı 50 mg/lt nin üzerinde olan suların nitrat kaynağı araştırılıp, bir kirletici varsa bunun engellenmesi gerekir. Nitrat yükselmesi engellenemiyorsa su kaynağının içme suyu olarak kullanımı terk edilir. Süleoğlu baraj suyunun nitratı bu güne kadar 5-15 mg/lt arasında değerler almıştır. Bu miktarlar doğal miktarlarda olup barajın kirleticiye maruz kalmadığının işaretidir. Şebekeye de 5-15 mg/lt arasında nitrat içeren su verilmektedir.  

    ALUMİNYUM: yer kabuğunda en çok bulunan elementlerdendir. Aluminyum oksit halinde çok yaygın olmasına rağmen suyun kapsamında az miktarlarda bulunur. Aluminyumoksit suda çok az çözündüğünden doğal sularda az miktarlarda bulunur. Aluminyum suya genellikle arıtma işlemleri sırasında geçer. Su arıtma işlemlerinde kullanılan aluminyum tuzları özellikle aluminyum sülfat çok kullanılan bir pıhtılaştırıcıdır. Bu tuz su içinde hidroliz olarak aluminyum hidroksit jeli halinde çöker ancak bir miktar aluminyum su içinde kalabilir. Belirli bir toksik etkisi almamasına rağmen yüksek konsantrasyonları bazı nörolojik hastalıklara neden olduğu ileri sürülmüştür. Bazı bitkilere zararlı etkide yapmaktadır. Normal ph taki sular 10 mg/lt ye kadar aluminyum kapsaya bilir. İçme ve kullanma sularında 0.05 mg/lt aluminyum normaldir. 0.2 mg/lt den fazla bulunması istenmez.      

    Barajdan tesise gelen suda aluminyum miktarı 0.05mg/lt nin altında olması ile birlikte bulanıklığın arttığı durumlarda pıhtılaştırıcı olarak aluminyum sülfat kullanılması ile birlikte suda aluminyum miktarı yükselir. Kontrollü olarak suya verilen aluminyum sülfat miktarının ayarlanması ile 0.2 mg/lt lik sınırın geçilmemesi sağlanır. Bugüne kadar çöktürme işlemleri yapıldığında dahi şebekeye verdiğimiz suda 0.2 mg/lt üzeri miktar oluşmamıştır. Genelde  çöktürme yapılmazken 0.05 mg/lt ve altında, çöktürme yapılırken 0.1-0.15 mg/lt civarında değerlerde aluminyum içeren su şebekeye verilmiştir.

    DEMİR: yer kabuğunda en çok bulunan elementlerdendir. Sülfür ve oksitler halinde demir, toprakta sularla değişik oranlarda iyonlar halinde çözülür.  Bitki artıklarının yoğun olduğu ve bazı yer altı sularında oksijensiz sular demirin çözünerek suya geçmesini arttırır. Oksijeni yeterli sularda az çözülmesi ve hızla çökelerek sudan ayrılması sebebi ile doğal suların kapsamında az miktarda bulunur. Düşük ph ta çözünürlüğü artar. Yüzey sularında ender olarak 1 mg/lt den fazla konsantrasyonda bulunur. 1 mg/lt fazla demir suda yaşayan canlılar için zararlıdır. İçme ve kullanma sularında 0.3 mg/lt den fazla demir bulunması suyun tadını bozar. Kullanım sularında kullanıma zarar verir. 0.3 mg/lt den fazlası istenmez. Müsaade edilebilir maksimum değer 1 mg/ltd ir.

    Sularda demir hava oksijeni ile oksidasyona tabi tutularak çöktürülmesi ve filitreler de tutulması yolu ile giderile bilir. Barajda demir miktarı bitkisel çürümeler arttığında suyun oksijenindeki kısmi azalmaya bağlı olarak 0.25 mg/lt ye yaklaştığı olur. Genelde 0.1mg /lt nin altındadır. Havalandırma ünitesinde hava oksijeni ile oksidasyonu ve filitrasyon ile tutularak var olabilen bu miktar dahi 0.06-0.02 mg/lt düzeylerine düşürülür. Genelde şebekeye verdiğimiz suda 0.02mg/lt düzeyinde demir bulunur ki bu miktar oldukça düşüktür.

    MANGAN: Doğada demirden daha az miktarda ve genellikle düşük konsantrasyonlarda bulunur. Oksijen içeren sularda kolaylıkla yükseltgenerek hidroksit halinde çökelir. İndirgeyici ortamda dipteki çamurdan suya geçebilir. Bitki ve hayvanlar için mikro düzeyde gerekli bir elementtir. Bu miktar gıdalar yolu ile alınır. Suda fazla miktarda mangan bulunması suyun tadını ve rengini bozar. Demir gibi etki yapar, demir ile beraber bulununca etki dağada şiddetlenir. Zehirleyici etkisi görülmemiştir.

    İçme ve kullanma sularında 0.1 mg/lt den az bulunduğunda problem oluşturmaz, endüstride 0.01mg/lt den fazlası istenmez. İçme ve kullanma sularında 0.1 mg/lt ye kadar normaldir. Müsaade edilebilir maksimum değer 0.5 mg/ltd ir. Barajda mangan miktarı demir gibi ender ve az miktarda yükselip 0.1mg/lt ye yaklaşsa da hava oksijeni ile yükseltgenip çöktürülerek filtrelerde tutulur ve 0.05-0.01mg/lt düzeyine düşürülür. Genelde 0.01mg/lt mangan içeren su şebekeye verilir ki bu miktar arzu edilen sınırlar içindedir.

    Günlük olarak içme suyu arıtma tesisleri laboratuvarında kimyasal analizler yapılmaktadır.İçme suyu analiz sonuçları İnsani tüketim amaçlı sular hakkındaki yönetmeliğe uygundur.15.06.2008 tarihli sağlık bakanlığı genelgesine göre şebekenin 14 farklı yerinden ARSENİK ölçümü için numuneler alınıp,İstanbul Bölge Hıfzıssıhha Enstitüsüne gönderilmiştir.Analiz sonuçlarında herhangi bir olumsuzluğa rastlanmamıştır.

Ana Sayfa

©2009 Edirne Belediyesi